DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Siirt’te partililerle bir araya geldiği toplantında, “Sayın Cumhurbaşkanına seslenmek istiyorum, Ankara artık Kürtlere parmak sallamaktan vazgeçsin. Kürtlere parmak sallayacağına ya onları kardeş görsün, müzakere etsin. Suriye’deki demokratik entegrasyon sürecine katkı sunsun” çağrısında bulundu.
(SİİRT) – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Sayın Cumhurbaşkanı’na seslenmek istiyorum: Ankara artık Kürtlere parmak sallamaktan vazgeçsin. Kürtlere parmak sallayacağına ya onları kardeş görsün, müzakere etsin. Suriye’deki demokratik entegrasyon sürecine katkı sunsun” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Siirt İl Başkanlığı’nca düzenlenen halk buluşması etkinliğine katıldı. Bir düğün salonunda yapılan toplantıda söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu.
Çok yol katettiklerini, şimdi finale doğru geldiklerini söyleyen Bakırhan, “Bu herhalde de bugüne kadar sergilemiş olduğunuz duruşu ve birliği hep birlikte omuz omuza sergileyebilirsek yolumuz açıktır. Ramazan yolumuzu açık etsin inşallah” dedi. 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne ilişkin mesaj paylaşan Bakırhan, şunları söyledi:
“50 milyon Kürt bu coğrafyada Orta Doğu’da yaşıyor. 50 milyon Kürt’ün dilinin yasak olduğu bir süreçte ana dili kutluyoruz. Buruk bir şekilde kutluyoruz. Umarım ana dilimizin özgür olduğu, çocuklarımızın ana diliyle eğitim gördüğü, ana dilini öğrendiği, sistemin artık bir kenara ittiği bu ana dil konusundaki yargılarını, kaygılarını ortadan kaldırdığı bir süreci hep birlikte yaşarız. Meclis komisyonunda da raporda aynen şöyle diyor. Doğuştan gelen haklar diye bir belirleme var. İşte dil doğuştan gelen bir haktır. Dil Allah-u Teala’nın insanlara ayrı ayrı vermiş olduğu bir haktır. O hakkı artık kimse inkar etmemeli. Bu ramazan ayında Allah-u Teala’nın Kürtlere bahşettiği o dile saygı göstermeli. O dilin yaşaması için. O dilin eğitim öğretim dili olması için de inşallah herkes üzerine düşen görevi, sorumlulukları yerine getirir.
Bu hakkın 21. yüzyılda sadece Kürtler için değil, dünyada dili reddedilen, inkar edilen bütün halklar için artık yaşama geçmesi gerekiyor. Biz bunun mücadelesini yürüteceğiz. Dil mücadelesini yürüten dünyada nerede bir halk varsa da Siirtler olan Kürtler olarak onlarla dayanışma içerisinde olacağımızı da belirtmek istiyoruz.”
“Bu anlaşmanın hayata geçmesine birlikte bakmak gerekiyor”
Suriye yönetimi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşamaya ilişkin değerlendirmede bulunan Bakırhan, anlaşmanın önemli olduğunu dile getirerek, “Bu anlaşmanın hayata geçmesine birlikte bakmak gerekiyor. Aslında Suriye’de Kürtleri 100 yıl önceki statüssüzlüğe, dilsizliğe boğmak istiyordu sistem, hegemonik güçler. Ama Nusaybin’i, Cizre’yi, Siirt’i, Batman’ı, Kars’ı, Kanada’yı dünyanın dört bir yanında Kürtleri ve Kürtlerin dostlarının direnişi onları bu yok reddetme planından, bu reddetme planından vazgeçilerek 30 Ocak’ta imzalanan anlaşma noktasına getirdi. Bu 30 Ocak anlaşmasının emeği geçen, katkı sunan, payı geçen bütün Kürt halkını ve dostlarını bir kez daha selamlıyorum” ifadelerini kullandı.
“Kürtler Suriye’nin yönetimi içerisinde hak sahibi olacak”
Suriye’de Kürtler kendi güvenliğini kendileri sağlayacağına dikkat çeken Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kendi belediye başkanını seçecek. Kendi belirlediği insanlar vali olacak. Sadece Kürt kenti yönetmeyecek, aynı zamanda Suriye’nin yönetimi içerisinde de hak sahibi olacak. Bunlar kıymetli ve değerlidir. Bunları küçümsememek gerekiyor. İnşallah ilerleyen zamanda yapılan uygulamalara da bakarak Rojava’da aslında sizin emeğinizle alın terinizle ortaya çıkardığınız, katkı sunduğunuz Rojava’da Kürtlerin eşit yurttaş olduğu, özgürce anadiliyle eğitim yaptığı, kendi özgürlüğünü koruduğu, kendi güvenliğini sağladığı bu sistem dünyaya örnek olur. Zaten Rojava en başından örnek olmuştu. Rojava’da farklılıkları uyku ve yasal güvenceyi altına alma zamanı geldi. Umarım yeni rejim de Esad’ın tekçi politikaları yerine 30 Ocak’a daha geniş yorumlayarak hayata geçirir ve bir daha asla Suriye’de halklar çatışmaz, karşı karşıya gelmez, bir savaş olmaz. Suriye rejiminin demokratik olmasının kimseye zararı yok. En çok Türkiye’ye yararı var. En çok Türkiye’de Kürtlere, Türklere, burada yaşayan halklara yararı var. Yanı başımızda komşumuzdaki bir savaşın bize nasıl zararlar getirdiğini hep birlikte gördük. Milyonlarca insan yerinden, yurdundan göçtü. Gelip buralarda mülteci olarak yaşamak zorunda kaldı. Bir daha aynı tablolar umarım yaşanmaz.”
“Milli Savunma Bakanı bu sürece uygun olmayan bir dil kullanıyor”
Bakırhan, konuşmasında Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in sürece uygun olmayan bir dil kullandığını savunarak, şunları kaydetti:
“Yine sosyal medyadan insanlar yazdı. İşte Rojava’da Kürtler yenildi. Öyle bir şey yok. Rojava’da Kürtler kazandı. Rojava’da Mazlum Abdi’nin, İlham Ahmedi’nin yürüttüğü diplomasi kazandı, yürüttüğü mücadele kazandı. Kazandı ki bakın Mazlum Abdi ve İlham Ahmedi, Münih konferansında neredeyse bütün dünya devletlerinin yetkileri ile muhatap alınarak görüşme yaptı. Rojava’da 30 Ocak kazandı ki bak Suriye rejimi Kürtlerle birlikte meşruiyet kazandı. Münih’te Suriye devletiyle Kürt yetkilileri birlikte Suriye’yi temsil ettiler. İşte tam o Münih’teki fotoğraf gibi şimdi Suriye’deki pratik uygulamaların da o fotoğrafa göre olması gerekiyor. Kürtler kimseden fazla bir şey istemiyor ya. Biz Türkler Türkçe konuşmasın, Araplar Arapça konuşmasın, Farslar Farsça konuşmasın demiyoruz. Arap, Fars, Türk, Kürt’tür demiyoruz. Herkes farklıdır. Ama bir arada yaşıyor. Bir arada yaşarken de herkes birbirinin hakkına, hukukuna saygı göstersin diyoruz. Ama birileri rahatsız. Milli Savunma Bakanı çıkıyor, hala bu sürece uygun olmayan Münih’teki o konferansta ortaya çıkan fotoğrafa uygun olmayan bir dil kullanıyor. Ya dünya Mazlum Abdi’yi tanıyor. O hala terörist İstiyor. Allah aşkına. Sen hangi nerede yaşıyorsun? Artık bu Kürt karşıtlığını bir kenara bırakmak gerekiyor. Artık Kürtleri irite eden, onların gerçekten hoşuna gitmeyecek, onları kıran, dili bir kenara bırakmak gerekiyor. Milli Savunma Bakanı diyor ki: ‘SDG acilen işte Suriye yönetimine entegre olmalıdır.’ E günaydın. SDG zaten entegre olmak için aylardır çalışıyor. Sen yeni mi fark ettin. Tabii ki bir entegrasyon olmalı, demokratik entegrasyon olmalı.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrı…
“Herkes kendi hukukuyla eşit yurttaş olarak o rejim içerisinde yaşamalı” diyen Bakıran, şunları kaydetti:
“Buradan Siirt’ten Sayın Cumhurbaşkanı’nın da aslında milletvekili seçildiği siyaseten yolunun açıldığı eşinin de hemşerimiz Siirt’te olduğu Sayın Cumhurbaşkanı’na da seslenmek istiyorum: Ankara artık Kürtlere parmak sallamaktan vazgeçsin. Kürtlere parmak sallayacağına ya onları kardeş görsün, müzakere etsin. Suriye’deki demokratik entegrasyon sürecine katkı sunsun. Siz Siirtlilerin, Siirt’te Sayın Erdoğan’ı buradan siyasete kazandıran seçenler siz Siirtlerin böyle bir beklentisi yok mu? İşte Siirt’ler bunu dile getirdi. İkide bir ikide bir brifingler veriyorlar. Neyin brifingini veriyorsunuz? Oradan brifing verecekseniz barış üzerine verin, demokrasi üzerine verin, birlikte yaşam üzerine verin. Yeni bir süreç başladı. Bu süreçte demokratik anlamda atılacak adımlar konusunda verin. Bu tekçi ve inkarcılıktan nasıl vazgeçileceği konusunda verin. Takmışlar kafayı Kürtlere. Bir bunları dinlediğin zaman 2007 ile 2009’da siz de hatırlarsınız. Sanki o vesayetçi akıl insanın aklına geliyor. Artık vesayetçilikten vazgeçilsin. Bir süreç başlattık. Bak Kürtler bu sürece inanıyor. Siz de bu sürecin gereklerini yerine getirin.”
“Artık inkara gerek yok, artık Kürt’ü tehdit gösteren brifinglere gerek yok”
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısına da değinen Bakırhan, “Sayın Öcalan bu süreçte biraz önce il eşbaşkanımız söyledi. Ya adam kendi partisini feshetti. Artık silah çatışma yerine diyalogla, müzakereyle sorunları çözelim dedi. 27 Şubat’ta bir gerçekten çok önemli bir çağrı yaptı. Neredeyse dünyada yaşayan bütün Kürtler o çağrıyı dikkate aldı. Artık tecritte gerek yok, artık inkara gerek yok, artık Kürt’ü tehdit gösteren brifinglere gerek yok. Artık Münih konferansında dünyanın meşru, resmi, temsilci ve yöneticisi kabul ettiği Kürtleri terörist olarak dillendirmeye gerek yok. Suriye’de Kürtler de kazandı, Suriye de kazandı. İnşallah Türkiye’de de başka yerlerde hem Kürt’ten hem de rejimi kendisi kazanır diyoruz” diye konuştu.
“Raporda aslında demokratikleşme anlamında, hak anlamında, hukuk anlamında çok önemli başlıklar var”
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı rapora ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, hem olumlu hem olumsuz gördükleri bölümlerin raporda yer aldığını dile getirek, şöyle konuştu:
“Şimdi bir rapor hazırlandı. Yakın zamanda siz de izlediniz mecliste. Biz de beraber arkadaşlarımızla birlikte orada yoğun bir çalışma yürüttük. Şimdi raporun içerisinde öyle bir kenara atılacak bir rapor değil. Siz bizim ne dediğimize bakın. Raporda aslında demokratikleşme anlamında, hak anlamında, hukuk anlamında çok önemli başlıklar var. Ama o başlıklar doğru bir şekilde hayata geçirilirse, o başlıklar demokratik bir akılla yorumlanacaksa, o başlıklara uygun adımlar atılacaksa emin olun Türkiye nefes alacak, demokrasi kazanacak. Çok önemli bir merhaleyi çok önemli bir aşama geçmiş olacağız. Biz o raporun olumluklarını da söyledik ama itirazlarımızı da yaptık. Kürtler 40 yıldır hak hukuk mücadelesi veriyor. Artık Kürtlere “terör” demekten vazgeçin. Şimdi bize soruyorlar, “DEM Parti nerededir?” “DEM Parti olumlu atılacak her adımın yanındadır.
“DEM Partinin amacı bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir”
Bu süreci destekliyor. DEM Parti’nin amacı bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir. Üzümü herkes yesin ya. Bu ülkedeki gerçekten her şey hepimize yeter. Sadece o reddeden, inkar eden, aklı mantığı ve pratikleri bir kenara bırakmak gerekiyor. Demokrasiye dair yasal öneriler de vardı. Onların takipçisi olacağız. İnşallah o uygulamaları da hep birlikte izleyeceğiz. Bakın bizim itiraz ettiğimiz bölümler de vardı. Desteklediğimiz bölümler de vardı. Ama kısaca biz ne istiyoruz? Demokratik entegrasyondan ne anlıyoruz? Anadilde eğitim hakkı herkesin artık olmalı, anadil özgür olmalı diyoruz. Kültürler özgür olmalı ya. Kültürel özgürlük olmalıdır. İnsanlar kültürünü yaşatmalıdır, korumalıdır.”
“Ortada bir kayyum karası var, bir alın lekesi gibi ortada duruyor”
Yerlerine kayyum atanan belediye başkanlarının görevlerine dönmeleri için çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi:
“Ayıptır. Bir yıldır süreç yürütüyoruz. Arkadaşlarımızın, sizin seçtiğiniz belediye eş başkanlarımızın yerine bir kayyum orada duruyor ya. Önce bir Siirt kayyumu, yerine orayı hak etmiş arkadaşların oraya gitmesini sağla. Biz sana bakalım güvenelim. Biz senin ne kadar samimi olup olmadığını söyleyelim. Ortada bir kayyum karası var, bir alın lekesi gibi ortada duruyor. Arkadaşlarımız berat etmesine rağmen görevlerine dönmemişler. Onun için eğer bu süreç bir samimiyet testiyse Kürtler vallahi bunu fazlasıyla yerine getirdi. Tek taraflı getirdiler. Cesurca getirdiler. Sayın Öcalan’ın atmış olduğu adımlar öyle yabana basite alınacak adımlar değil. Dünyanın hiçbir yerinde çatışma ve çözüm süreçlerinde bir partinin lideri önce kendi partisini feshedip silahları ortadan kaldırıp sonra buyurun gelin konuşalım dememiş. Bunun kıymetini bilin ya. Bir an önce kayyumlar gitmeli. Halkın seçmiş olduğu temsilciler belediyeleri yönetmelidir. Bir an önce bu ayrımcı yaklaşımlardan vazgeçilmelidir ya.”
“Bir takımın göz göre göre bu kadar mı hakkı yenilir?”
Konuşmasında, TFF 1. Lig’de mücadele eden Amed Sportif Faaliyetler Kulübü’ne yönelik hakem kararlarına da tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Amedsopr. Ben spor izlemiyordum. Ya bir takım bu kadar mı ötekileştirilir? Bir takımın göz göre göre bu kadar mı hakkı yenilir? Bir takımın lig çıkmaması için bu kadar mı uğraşılır? Göz göre göre TRT’de maçı sunan spiker bile ya o bile artık feryadı figan etti. ‘Allah Allah dedi ya topa değen futbolcuya nasıl kırmızı kart gösteriliyor?’ Ya işte bu kadar hala bir ayrımcılıkla ötekileştirmeyle hala Kürt karşıtıyla karşı karşıyayız. İnşallah hep birlikte bütün bu yaklaşımlara rağmen Siirt, direngenliğiyle, onuruyla, bugüne kadarki duruşuyla daha güçlü, daha bir arada kendi iç sorunlarını varsa çözen mahalle mahalle, sokak sokak dolaşarak binleri bu barış ve demokratik toplum sürecinin etrafında bir araya getirecek.
Rahat olun diyorum. Umutlu olun diyorum. Sizin seçmiş olduğunuz arkadaşlar size layık olmak için elinden geleni yapıyor. Bu süreci yürüten bir Sayın Öcalan oradadır. Emin olun. ece gündüz çalışma yürütüyor. Sayın Öcalan olmasaydı Rojava’da kan gövde götürecekti. 30 Ocak anlaşması olmuşsa Pervin Başkan anlatacak oraya girmiyorum. Sayın Öcalan’ın sayesinde oldu. Restini çekti. Böyle süreç mi olur dedi. Sayın Öcalan oradadır. Sizin yoldaşlarınız var. Binlerce çalışanımız var. Biz nasıl mücadelede dilimize, kimliğimize, onurumuza sahip çıktıysak rahat olun masada da buna sahip çıkacağız.”
Bursa Perspektif ile Bursa’nın nabzını anbean takip edin. Gündemden siyasete, ekonomiden şehir yaşamına, kültür-sanattan yerel etkinliklere kadar Bursa’ya dair en güncel gelişmeleri tek adreste keşfedin. Şehrin ritmini yakalayın, hiçbir detayı kaçırmayın.
Yorum Yap